12 Ocak 2016 Salı

BATI'NIN DÖNÜŞÜMÜNDE NASİP MESELESİ


“Bir gün elbet seni de anlayacaklar.” dedi Batı alaycı bir sesle. Batı’nın o pek bilindik alaycı sesini bilmeyen yoktur aramızda! Kendini üstte toplayan yüce bir değer…

Batı dünyası herkesin dillendirmekten bıkmadığı (bende dâhil) Rönesans, Reform ve Aydınlanma Çağı ile Orta Çağın karanlıklarından kurtularak yeni bir döneme adım attı. Bu Batının özgürlük çağrısıydı aslında. Artık Kilise ve Kilise’nin bağnaz (bilimde skolastik) düşünceleri benimsenmeye başlandı. Kilise… O ne meşum günlerdi. Şimdi devir aydınlıktı. Bilim ışığında bir kıta yükseliyordu, maddeyi egemenliği altına alarak.

Batı’nın Kilise’yi etkisizleştirmeye başlamasına karşın Kilise’nin bir ‘B planı’ vardı elbet. Değişim ve özgürlüğü isteyen halklara kilise ‘hay hay’ dedi ama ‘bizi de unutma, bak bizde buradayız, yine arada uğra bize, ses etmeyiz…’ gibisinden dolambaçlarla kendini güzel bir yere oturttu. Bu halin gerçekliğini Vatikan’da tahtına kurulan papalık makamıyla görmekteyiz. Kilise’nin bu halini acizliğine yormamak elde değil. Dinî emirler ancak böylesine ayan-beyan tahrif edilebilir.
Yükselişin devam edeceği belliydi. Batı’nın yüce insanı Doğu’nun şahı Osmanlı’yı artık mağlup edebiliyordu. Osmanlı geri çekilişine başlamıştı. Avrupa Şark’ın üzerine çökecekti sanki! Bakalım zaman ne gösterecek?

Tarihler 1789’u gösterirken, Fransa’da bir çağı kapatıp başka bir çağı açan çok önemli bir olay yaşanacaktır: Fransız İhtilâlı. Charles Dickens’in romanında anlatılanlardan –İki Şehrin Hikâyesi- çok daha vahim olaylar yaşanıyordu Fransa’da. Buna dayanamayan halk; özgürlük, eşitlik ve adaletten bahsederek ayağa kalktı. Bir devrin sonuydu bu! Rousseau gibi düşünürler öylesine etkili olmuştu ki dünya üzerinde yeni bir dalgalanma başlayacaktı: Milliyetçilik. Bunun ne menem bir virüs olduğunu tarih sahnelerindeki milliyetçilik patlamalarına bakarak görebilirsiniz.

Dünya’da Nasrettin Hoca’nın mezarını ters çevirtmesine denk hareketlenmeler zinciri hâsıl olmuştu. Batı Yunan’ı tekrar diriltmiş, Aydınlama çağını alevlendirmiş, Kilise’nin baskısından kurtulmuş ve eşitlik, özgürlük gibi ilkeleri barındıran Fransız İhtilâlı yaşanmıştı. Batı daha da doruğa ulaşabilecek miydi?

Devir öyle bir devre gelmişti ki bundan önce yaşananlara ters olduğunu düşündüğüm bir gelişme yaşandı. Bu gelişme Sanayi Devrimi adını taşıyordu. Artık buharla çalışan makine icat edilmiş, seri üretimler başlamıştı. Ham madde ve Pazar arayışı doğacaktı yakında. Ve daha neler neler!

Batı dünyası hızla gelişirken, karakterinden hiçbir sapma olmamıştı. Engin Geçtan’ın Normaldışı Davranışları’nı okursanız Avrupa’da Orta Çağ’da histeri salgınlarına dair nesnel bilgilere ulaşabilirsiniz. Avrupa insanının kıyımı, kanı, vahşeti sevdiğini Haçlı Seferlerinden, Endülüs’ün yıkılışından, Engizisyon Mahkemelerden anlayabilirsiniz. İnsanın canı çıkacağına huyu çıksın demişler. Can çıkıyor elbet ama huy yine aynı!

O müthiş sıçramayı yaşayan Batı dünyası ürettikçe, üretti; sömürdükçe, sömürdü tabi ve sattıkça, sattı. Artık Doğu’nun zenginliği yoktu, Batı zengindi. Tabi onlara göre. Yıllar yılları asırlar devirleri kovaladı, zaman su gibi akıp geçti. XX. yüzyıl acı tabloları ve müthiş buluşlarla akıp geçti, ne mi oldu?


Ey Batı ‘Bir gün elbet seni de anlayacaklar.’ Diyerek Doğumuza, yani biz Doğululara caka satacağına kendine bir bak! Yaşadığın insanî buhranı maneviyatını söküp attığın şehirlerinde ne psikoloji ne de sosyal hizmet şifa olur. Aç bir oku İncili, tahrif edilmiş İncili, orada caka satmıyor, dalga geçmiyor. Sana bir yüce insanın ismini haykırıyor: ‘Son Peygamber Ahmed (sav.)’ Biraz düşünsen (bizde tefekkür) hakikati bulabilirsin belki! Nasip Meselesi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder